25 Aralık 1935′te çıkarılan 2884 sayılı Tunceli Vilayeti İdaresi Hakkında Kanun ile bölgede uygulanan baskıcı yönetim ve General Hüseyin Abdullah Alpdoğan yönetiminde Dersim’de kurulmaya çalışılan garnizonaların tetiklediği Dersim İsyanı, 1937 ilkbaharında Kürtler için yeni bir süreç başlatıyordu. ‘Halkın ulusal haklarına saygılı mahalli bir yönetim’ isteğiyle ortaya çıkan ve çok sonraları bastırılması soykırım olarak kabul görecek olan Dersim İsyanı’nın lideri Seyit Rıza, bu dönemde Avrupa ülkelerinin Dışişleri Bakanlıklarına bir mektup yazarak dikkati bölgeye çekmek ve onlardan yardım almak istiyordu; fakat acıdır ki mektubun muhatapları olayı görmezden gelecekti. Türk Hükümeti’nin sansür kararı gereği isyanla ilgili gazete haberlerinin dahi bulunmadığı Dersim İsyanı’nın manifestosu kabul edilebilecek bu mektup, 21 Eylül 1937′de İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na (Foreign Office) ulaşıyor. FO37120864 koduyla arşivlenen bu mektuba cevap olarak İngiltere, mektubun bir kopyasını Türk Hükümeti’ne gönderir ve olayı desteklemediğini diplomatik bir biçimde bildirir.


 Seyit Rıza, isyanın manifestosu kabul edilebilecek bu mektubunda nüfusu 3 milyon olan Kürtlerin (1935 yılında yapılan nüfus sayımına göre Türkiye’nin toplam nüfusu 16.158.018′dir) barış içerisinde özgür yaşamak ve kültürlerini korumak istediğini belirtmektedir. Dahası, Alevi-Sunni herhangi bir ayırım yapmadan bütün Kürtlerin birliğine dikkat çekiyor ve Dersim İsyanı’nın, Ağrı, Zilan ve Beyazıt isyanlarından farksız olduğunu, Kürtlerin kendilerini savunmak uğruna silaha sarıldıklarını belirtiyor. Türk ordusuna karşı çatışmalarda üstünlük sağlayan Seyit Rıza, Kürdistan sözcüğünü kullanıyor ve bu başarının intikamının tüm ülkede Kürtlere uygulanan işkencelerle alınmaya çalışıldığını söylüyor. Nitekim isyanın bastırılmasında 6. ve 7. Türk Kolorduları, Diyarbakır, Urfa, Siirt, Elazığ ve Kürdistan’ın Adana’ya kadar olan bölümüne el koymuştu. Bu, isyanın Kürtlerin tümü açısından önemli olduğunu ve Kürdistan’ın Dersim dışında kalan noktalarında da karşılık bulduğunun açık bir göstergesidir. Seyit Rıza’nın dikkat çektiği bir başka noktaysa Kürtçe gazete ve yayınların yasaklılığı ve anadiliyle konuşanların işkence edilmesi. 1935′te kabul edilen Tunceli Kanunu ile Türkçe dışındaki tüm dillere konuşma, eğitim ve yayın yasağı getirilmişti.

 

Anasayfa

1  2  3